12 Eylül 1980’de ne oldu?
Tam 45 yıl önce, bütün fiziki ve manevi evreniyle günümüzde yaşamayı sürdüren kanlı 12 Eylül darbesi gerçekleştirildi. Şili, Arjantin, Brezilya ve El Salvador gibi ülkelerdeki darbelerle bir devamlılık ilişkisi bulunan 12 Eylül darbesi, 1970’lerin sonunda ortaya çıkan ekonomik ve siyasal krizlerle baş edemeyen ve dönüşüm ajandasını işçi sınıfının örgütlü direnci karşısında uygulayamayan sermaye fraksiyonlarının alenen teşvik ettiği ve desteklediği bir projeydi.
Türkiye burjuvazisinin giderek artan şekilde ilişkide olduğu uluslararası güçlerle birlikte buhrana verdiği yanıt, kendi silahlarını da değiştirdiği yeni bir sınıf savaşı ilanıydı. Darbe, Türkiye’de neoliberal kapitalist dönüşümün önündeki tüm engelleri cebren ve hileyle açtı. Geçici bir güç kullanımına değil, kalıcılığını şiddet yoluyla sağlayan bir topyekûn yeniden yapılandırmaya girişti. Sahte bir "sağ-sol çatışması" hikayesi darbeye gerekçe yapıldı; devletin sol eli kesildi, sağ eli güçlendirildi.
12 Eylül 1980 sabahına darbeyle uyanan Türkiye, Aralık 1978’den beri süregelen sıkıyönetim ortamında, siyasal partilerin istikrarlı bir hükümet kurmaktan aciz olduğu bir dönemden geçiyordu. Ordunun yönetime el koyduğu o gün, tarihe yüzbinlerce gözaltının yanı sıra tutuklama, işkence ve idamla geçti. Darbenin ardından başta TBMM, tüm siyasi partiler, dernekler ve sendikalar kapatıldı. 12 Eylül darbesi sivil toplumdan yargıya, siyasi partilerden üniversiteye etkileri bugün bile hissedilen hasarlar bıraktı.
Darbeciler artan politik cinayetleri, siyasi istikrarsızlığı, döviz darboğazını, “70 cent’e muhtaç” ekonomiyi, meclisin cumhurbaşkanını seçememesini ve Süleyman Demirel’in başbakan olduğu azınlık hükümetinin sokağın kontrolünü kaybetmesini gerekçe olarak öne sürdüler. Kaymağını yiyenlerin bile sonradan sahip çıkmadığı, her alanda lümpenleşmenin yolunu açan 12 Eylül, Türkiye’de tam bir hiyerarşi içinde, emir komuta zincirinde yapılan tek darbeydi.
Darbenin önünü açtığı siyasi, ekonomik ve toplumsal yeniden yapılandırmanın günümüze kadar uzanan bilançosu ise ağır oldu. Darbe sürecinde işlenen insanlığa karşı suçların failleri zamanaşımı veya "devlet sırrı" zırhıyla korundu. Faillerin soruşturulmaları ve yargılanmaları onyıllardır engelleniyor. Askeri rejim 6 Kasım 1983’te yapılan genel seçimlerle son buldu, ama darbenin ruhu hâlâ canlı, ayakta, yaşıyor.