Eğer dil olmasaydı
susup içimize nasıl atardık?
Sinip nasıl saklanırdık?
Nasıl gizlenirdik altına…
İnlerimizi nasıl yapardık…
Her şeyin üzeri kapatılabilir
birkaç sözcükle.
Sağduyuya meydan okunmasını çok seviyorum, onun için düşkünüm bir yandan da teoriye, rasyonalizme. “Hayır, gördüğümüz gibi değil”, “hayır, yanılıyormuşuz,” diyen pek çok düşünceye, metne, elimde olmadan çekiliyorum. Gospodinov’un[i] bu –yine– olağanüstü şiiri dilin susmak için, söylememek için olduğunu düşündürüyor bana.
Bilmediğim bir şey değil bu fikir. Evet, diplomaside, siyasette dilin amacının söylemekten ziyade söylememek, açığa vurmaktan ziyade gizlemek olduğunu bilirim. Evet, retoriğin, meramı düz yoldan ifade etmekten ziyade dolaylı yoldan söylemeye matuf olduğunu, yani göstermekten ziyade örtmeye yaradığını bilirim. Ama Gospodinov daha radikal bir şey söylüyor: Konuşmanın bir nevi susmak olduğunu, bir bakıma susmak için konuştuğumuzu söylüyor.
Elbette konuşmayı mümkün kılan susmak, tersi de doğru: Susmayı mümkün kılan konuşmak. Ama Gospodinov konuşarak sustuğumuzu, susmak için konuştuğumuzu söylüyor. Ve burada dilin amacı siyasetteki anlamıyla hakikati gizlemek, kibarca yalan söylemek değildir. Yine belki hakikat gizleniyordur, yine belki yalan söyleniyordur, ama amaç başkasını aldatmak değildir –kendini gizlemektir, kendini sakınmaktır. Kendi içine kaçmak, kendi içine sığınmak. Üslubun amacı dilde çukur kazmaksa, konuşmanın, hatta edebi anlatımın amacı (Duras’ın o muazzam sözünü hatırlayalım: “Yazmak –aynı zamanda– susmaktır”) kendi içine bir in kazmaktır. İnin ağzına birkaç dal ve yaprak koyarak kamufle etmek, hatta örümcek ağının bozulmadığını göstermektir. Evet, birkaç kelimeyle girişi kapatılamayacak hiçbir dehliz yoktur; parola (parole’ün İtalyancası) girmek için değil de menetmek içindir daha ziyade.
Peki neden gizliyoruz kendimizi, ya da duygularımızı? Kim bilir… Her durumda ayrı gerekçeler ileri sürülebilir. Ama temel, “yapısal” bir sebep de olabilir: Belki ifade etmekten bir yarar beklenemiyordur, belki ifade etmek yarardan çok zarar getiriyordur, belki iletişimin imkânsız olduğu kabullenilmiştir, belki konuşmak derinleşmeyi engelliyordur, belki söylemek yoksullaştırıyordur hem söyleyeni hem söyleneni, belki içimizdeki sancıyla sarhoş olmak derdini döküp ayılmaktan evladır. Duygu pornografisinin içinde mahremiyet anca böyle sağlanabiliyordur belki.
Peki niçin dümdüz susmak değil de konuşarak susmak? Yine kim bilir… Ama belki “söyleme mecburiyeti”ndendir. Belki tesir etmeyeceği bilinse de, gönlü razı etmek içindir. Belki adlı adınca konuşmak da dümdüz susmak da kırılganlığı ele veriyordur ve onu gizlemenin en iyi yolu konuşuyormuş gibi yaparak susmaktır. Belki birkaç kelime, adını koymaya yarıyordur ve yetiyordur adlandırmak bedeni nadasa bırakmaya. Belki, tam tersi, dilce konuşup bedence susmak içindir, bedeni yatıştırmak içindir. Belki kelimeler cevşenidir bedenin, zehirli okların saplanmasını önlüyordur.
Ama allah aşkına, konuşuyoruz diye susmadığımız sanılmasın.
[i] Yokluğun Haritaları, Çev. Hasine Şen Karadeniz, Metis, 2025, s. 130.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.