Enflasyonist konserler arasında bir Nekropsi güzellemesi

Nekropsi. 30 Ocak 2026, IF Performance Hall Beşiktaş. Fotoğraf: Ceren Yaygın.
Nekropsi. 30 Ocak 2026, IF Performance Hall Beşiktaş. Fotoğraf: Ceren Yaygın.

Ocak ayının sonuna dair heyecanımız, ocak ayı henüz gelmeden başlamıştı 30 Ocak’taki Nekropsi, IF Performance Hall Beşiktaş konseri hayli zaman önceden açıklanmıştı. Anında “gidiyorum” kararı verdim; günleri, saatleri, dakikaları, saniyeleri sayar halde ocak ayının sonuna geldim. Nekropsi’nin bir efsane olduğunu, memleketteki müziğe bir nebze ilgi duyan herkes biliyor. Bunun farkındaydım ama birbirini kovalayan şanssızlıklar grubun 2021’deki ve 2023’teki İstanbul konserlerini kaçırmama da neden olunca, 30 yaşında gidebildiğim ilk Nekropsi konserim bu olacaktı.

Kökleri 1989’a uzanan, ancak 1996 tarihli o kült Mi Kubbesi albümüyle zihinlerimize işlenen Nekropsi, türlerin sınırlarında gezinen değil, sınırları fersah fersah aşan bir yapı. Onları yüzeysel bir sınıflandırmayla, herhangi bir türün parantezine alıp geçmek haksızlık olur. Sadık dinleyicileri bilir ki albümlerde ve sahnede duyduğumuz şey, kalıplara sığmayan, deneysel ve eklektik bir ses mimarisidir. Grubu birçoğumuz tanıyoruz, bu kısa giriş tanımayanlar içindi.

Konser gününün, sahne saati evveliyatındaki ruh haline odaklanmak istiyorum. 30 Ocak akşamında Türkiye’de her gün üst üste gerçekleşen, hakkında videolar ve anekdotlar dönen Tarkan konserleri ve hafta içinin müzik gündemine damga vurmuş Çilekeş konseri konuşulmaya devam ediyordu. Her ne kadar çok hoş bir haber olsa da Çilekeş’in dönüşü, bilet fiyatları -daha doğrusu fiyatlandırmaları- haklı tartışmalar ve itirazlar üretti.

Bugün Türkiye’de anaakımın biraz dışında kalan grupların dinleyicileri çoğunlukla öğrenciler ve genç müzikseverler: gündelik hayatın, ekonominin, belirsizliğin doğrudan mağdurları. Çilekeş’in geri dönmesi için yıllardır sosyal medyada dil döken kişilerin ekseriyeti de bu kesime dahilken KüçükÇiftlik Park gibi geniş katılıma açık bir alanda fiyatların 1.950 lirada bile tutunamayıp “nas ekonomisi” dönemindeki döviz gibi saatler içinde uçması gerçekten can sıkıcı oldu. Sayısız problemin ve belirsizliğin olduğu bir ortamda böyle bir olayda sadece grubu sorumlu tutmak olanaksız biliyorum ama Çilekeş dinleyicisi ve ortalama gelire sahip binlerce öğrencinin, genç müzikseverin hissettiklerini görmezden gelmek daha olanaksız.

Müzik kimin için, konserler kimin için, iyi sanatçıları sahnede görmeyi en çok kimler özlüyor da o büyülü anlar geldiğinde her şeyden mahrum kalıyorlar? Nekropsi konserine gittiğim saatlerde aklımdan geçenler bunlardı. Yıllardır grupların dönüş yolunu gözleyen kitleler, o beklenen an geldiğinde geçim dertleri ile hayalleri arasında üzücü bir seçim yapmak zorunda bırakılıyor. Şimdi gelelim bilet fiyatları 1.000 liranın altında olan, öğrencilere çok daha uygun şekilde kapı açan Nekropsi konserinin bir semtin bir akşamını nasıl şenliğe çevirdiğine…

Konser günü gelip çattığında, olay yeri olacağı aylar öncesinden belli IF Beşiktaş’a intikal etme gerekliliğine saatler kala heyecan basarken bir yandan gündemdeki konuların da etkisiyle bu konserin ne kadar kalabalık olacağını merak ediyordum. Akşam olup gün ağardığında, IF Beşiktaş’a çıkan hafif yokuşlu sokağı çıkarken gördüklerimize inanamadık. Sekiz, on defa falan sıranın sonu sandığımız yeri de aşıp Beşiktaş’ın sokaklarını büklüm büklüm saran sıra öyle bir insan seliydi ki ben bir yerden sonra önümüzdeki kişilere “Yahu bu kadar bilet satılmış olabilir mi, acaba bilet satın alma kuyruğuna mı girdik, yanlışlıkla?” diye sormak durumunda kaldım. Beşiktaş sokakları Nekropsi dinleyicileri için birbirine bağlanmış haldeydi. Bu bahsettiğim sıra, biletin üzerinde yazan konser saatine beş dakika kala görünen sıraydı. Haliyle en sonundan dahil olduk ve girmeye yakın dönüp baktığımızda arkamızda yine aynı kalabalığı gördük. Manzara, Nekropsi’nin az ama öz üretiminin, piyasa dinamiklerine inat nasıl sadık bir kitle yarattığının kanıtıydı. Stadyum ya da binlerce kişilik salon konserlerinin turnikeli kuyruklarında görmeye alışkın olduğumuz o mahşeri kalabalık, bir semtin sokaklarını süsledi.

Zamanlama açısından şanslıydık, biz alana girer girmez Nekropsi de sahneye, ellerinde taşıdıkları “Nekropsi güm güm güm” yazılı pankartla çıktı. Konsere Mi Kubbesi albümünden canavar gibi giriş yapan Nekropsi, bir konserden ötesini yaşatıyordu. Daha konserin ilk parçaları arasında Mi Kubbesi’nin giriş parçası “Crying Game” başladığında nerede olduğumuzu hissetmeye başlamıştık. Konseri izleyen yüzlerce insanın heyecanı, mutluluğu bir yanındakine geçtikçe büyüyor, sekiyor ve kendisine geri dönüyordu. Saniyede kaç çarpışma, kaç sekiş oldu bilemeyiz ama mevzu “Harf Devrimi”ne geldiğinde yerinde duramayan yüzler ve 100’ler olmuş, bulutlara yükselmeye koyulmuştuk.

Nekropsi’yi sahnede var eden kişilerin her biri kendi başlarına taşıdıkları acayip müzisyenlik kimliğinin ötesinde birbiriyle de inanılmaz uyuma sahip birer grup üyesi olmaları, konserin enerjisini büyüttükçe büyüttü. Karmaşık, aksak, öngörülemez ritimleri ve tempoyu makine gibi icra etmekte bir an bile tereddüte düşmeyen grup, birbirine çok benzeyebilen ya da hiç benzemeyebilen yüzlerce insanı kelimenin tam ve olumlu anlamıyla yönetti. Bir de, en azından bana hep hoş gelen bir ayrıntıdır, onlar da sahnede seyircinin mutluluğunu ve heyecanını aynı tondan yaşıyorlardı. Nekropsi öyle “cool” bir grup ki insanın onları dinlerken bir yandan önünü ilikleyesi, saygıdan çekinesi geliyor. Fakat sahnedeki dört büyük müzisyenin yüzünde, kendi heyecanımızı ve neşemizi hissedince biz de pek rahat ettik.

Beşiktaş’ta yaşadığımız şey, aynı anda hem çok sade hem de çok görkemliydi. Piyasada sıkça dillendirilen “alternatif gruplar talep görmüyor” ezberini bozan bir geceydi. Nekropsi yüzünü eskitmeden ama her çıktığı sahneyi zihinlere “kült bir anı” gibi kazıyarak var oluyor. Üzerinden yıllar geçtikçe efsaneleşen bu geceler, eşe dosta anlatılan bir şehir hikayesine dönüşüyor.

Dediğim gibi, hem çok sade hem de çok görkemliydi. O akşam, bir semtin alelade sokaklarında birkaç yüz kişiydik; fakat herkesin yüzünde, sesinde, bakışında başka bir duygu, başka bir hikaye vardı. Belki Nekropsi’yi yeni yeni tanıyanlar da geldi —Aslı Atasoy’un T24’teki “Nekropsi güm güm güm” yazısında dediği gibi, belki de hayatları değişti ve artık sadık birer dinleyiciler. Bu büyü, aylarca sürecek PR’la, “olay olacak” diye şişirilerek kurulamazdı. Birkaç yüz insan kendini İstanbul’un talihli gecelerinden birinin tam ortasında buldu.

Temellerin atıldığı 1989’dan günümüze kadar müziğiyle kalıpları yıkan, dönüşmekten ve denemekten hiç geri durmayan Nekropsi, albümlerinde olduğu gibi konser gecelerinde de onları en iyi tanıyanları, en çok sevenleri bile bir kez daha kendine hayran bırakmayı başardı. Çok sevilen ama popüler kültürün dinamiklerinden azade kalmayı sürekli mümkün kılan efsane bir grup olarak Nekropsi yüzeyselliğe karşı derinliğin, disiplinin ve uyumun zirvede olduğu bir geceyi bizlere armağan etti.

Bu memlekette çok fazla iyi grup var, çok fazla sevilen grup var. Ancak iyi müzikseverleri, iyi müziği aramaktan yorulmayanları bu yolda tutan, sadece şarkılarıyla değil varoluşuyla da bir “dayanak” hissi veren ve bu motivasyonu sürdüren; sadece albümlerini dinlerken değil, söyleşilerini okurken bile zihnimizin, duygularımızın coşup çağladığını hissetmemize vesile olan bazı “cool” abilere ihtiyacımız her zamankinden fazla. Nekropsi’nın hayatımıza girmesi ve 1996’da yaptıkları Mi Kubbesi, böyle tarif edilebilecek müzik olayları arasında muhakkak dönüm noktalarından biri. Hayatın nefes daraltan zorlukta, ekonominin sistematik ve sürdürülebilir krizde, siyasetin zorbalık ve umutsuzluk sarmalında olduğu şu zamanda birbirini belki de hiç görmemiş yüzlerce insan, zorlu bir haftanın sonunda bir araya gelerek öyle zannediyorum ki en fazla bu kadar kıymetli vakitler geçirebilirdi.

Kapanış notu: Eğer bu konsere gelemediyseniz, Nekropsi’nin Bandcamp sayfasına giderek 2023’teki Salon İKSV konserinin kayıtlarından oluşan ve 30 Ocak’taki konserin gününde ortamlara düşen yeni konser albümlerini dinleyebilirsiniz. Ha, bir de… Günün birinde İstanbul’un bir yerlerinde anlam vermekte güçlük çektiğiniz devasa bir kuyruk görürseniz şansınızı denemeyi unutmayınız. Tünelin ucu şahane bir yere çıkabilir.

Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.

Muhabbetimiz daim olsun...

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
daha fazla

Direnişin sofrasında biz varız

Migros depo işçileri insanca bir yaşam, kadrolu çalışma ve gasp edilen hakları için sendikalarının öncülüğünde patronlarının kapısına dayandılar.…
daha fazla

Biz bu ülkenin dublörüyüz

Bu ülkede bazı insanlar hayatı yaşar, bazıları da hayatın  ağırlığını taşır. Bazıları sahnede alkış alır, bazıları arkada dekoru…
daha fazla

Yeni yıl kimin için yeni?

Her yıl aralık ayıyla başlayan yeni hayaller, hedefler ve umutlar furyası takriben ocak ayının sonuna doğru sönümlenirken, yine…
Total
0
Share

vesaire sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin