“La Haine” Fransız toplumunu nasıl ateşledi?
Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda…
Yanlış sorular bile hakikate işaret eder. Paris’in doğusundaki Noisy-le-Grand banliyösü sakinleri, Haziran 1995’te 21 yaşındaki Arap kökenli bir Fransız’ın polis tarafından kovalanırken hayatını kaybetmesinin ardından ayaklandığında, medya ve siyasetçiler bu isyanı ateşleyenin bir önceki hafta gösterime giren La Haine filmi olup olmadığını tartıştılar. Bir gazetenin yazdığı üzere, Belkacem Belhabib’in motosikleti çaldıktan sonra trafik ışıklarına çarpıp ölmesine yoksulluk veya can sıkıntısı neden olmuş olabilirdi, polis şiddeti veya “Noisy-la-Haine”daki toplumsal koşullar değil.
Tam 25 yıl önce gösterime giren La Haine doğru soruları soruyordu. Filmin yazarı ve yönetmeni Mathieu Kassovitz o zamanlar 27 yaşındaydı, Belhabib’in başına gelene benzer bir hadiseden sonra öfkeyle filmi yapmaya karar vermişti: 1993’te Zaireli göçmen Makomé M’Bowole bir polis karakolunda “kazara” vurulmuştu. Kassovitz, “Arabadaydım, çok da uzak sayılmazdım, radyoda haberi duyduktan sonra arabayı park edip protestolara katıldım. Olan bitenin ardından sinirden deliye dönmüştüm,” diye anlatıyor. Bu hadise, 1981’den beri Fransız polisinin 300’den fazla vukuatından yalnızca biriydi.
Kassovitz, senaryoyu M’Bowole vurulduğu gün yazmaya başlamıştı: Paris’in bir kenar mahallesinde yaşayan, Siyahi-Beyaz-Arap üç yolsuz gencin hayatının 24 saati. Karakterler de adlarını bizzat aktörlerin adlarından alıyorlardı: Ayaklanmanın ardından bir polisin Smith & Wesson’unu bulan ve son polis dayağından sonra intikam almaya yemin eden öfkeli Yahudi Vinz (Vincent Cassel), arkadaşını beladan uzak tutmaya çalışan düşünceli siyahi boksör ve kimileyin torbacı Hubert (Koundé), ikisinin arabuluculuğunu yapan Arap joker Saïd (Taghmaoui). Üçlü önce kendi mıntıkalarında takılıyor, sonra başlarına gelecek felaketten habersizce Paris şehir merkezine doğru yol alıyorlardı.