Yapay zeka vaktiyle sağlık hizmetlerini geliştirmeyi ve zorlu idari görevleri kolaylaştırmayı vaat etmişti, ama hayatımıza şimdiye kadarki en dikkat çekici katkıları deepfake pornoların ve beynimizi çürüten Instagram videolarının üretilmesi, işlerimizin elimizden alınması oldu. Artık teknoloji devleri gömüldüğümüz mezarlardan arkadaşlarımızın selfie’lerine “bayıldım” gibi yorumlar yazabilmemiz için daha fazla içme suyunu bile isteye feda ediyorlar.
Yaşadığımız gerçekliği vampir gibi emip tüketme eğilimi göz önüne alındığında, teknoloji dünyasından daha fazla kişinin “dijital ahiret” denen sektöre adım atması belki de şaşırtıcı değildir. Bize ruhlarımızın –her ne kadar yavan, dijitalleştirilmiş tasvirleri olsa da– artık sonsuza dek yaşayabileceği vaadinde bulunuyorlar. Geçen yıl, 2wai adlı bir yapay zeka uygulaması piyasaya sürüldü; temel satış vaadi de sevdiklerimizin öldükten sonra bile yaşamaya devam edecek avatarlarının oluşturulabilmesiydi. Viral olan reklamında, bir kadın hayatının her aşamasında –ilk kelimelerini söylediği andan kendi çocuğunu doğurduğu güne kadar– ölmüş nenesiyle konuşabiliyordu. Daha da önemlisi, birkaç hafta önce Mark Zuckerberg’ün şirketi Meta’nın, insanların öldükten sonra sosyal medya faaliyetini simüle edecek bir yapay zeka patentini aldığı haberi ortaya çıktı. Bu sistem, ölmüş insanların platformda sonsuza kadar gönderi paylaşmasına, beğenmesine ve yorum yapmasına imkan tanıyacak.
Yeni ortaya çıkan bu “yas botları” iki kategoriye ayrılabilir: arşivci ve üretken. İlki, kullanıcıların ses kayıtları, videolar, fotoğraflar yükleyerek ve daha sonra bunları gözden geçirerek esasen ölmüş birinin hayatına dair ayrıntıları yeniden düzenlemelerine imkan tanıyor. Meta’nın patenti ile 2wai ise üretken kategoride yer alıyor, tüyler ürpertici bir teknolojiyle son nefesini çoktan vermiş biriyle size yeni hatıralar vaat ediyor. “Synthetic Pasts” (Sentetik Geçmişler) projesi kapsamında bu dijital ahiret sektörünü inceleyen Dr. Jenny Kidd ve Dr. Eva Nieto McAvoy, bu sistemleri şöyle açıklıyor: “Bu sistemler özgün içerikler sunmakla kalmaz, kaybettiğiniz yakınlarınıza benziyormuş hissini veren ama onların gerçek düşünceleri, değerleri veya niyetlerinden koparılmış yanıtlar üretir.”
Kidd ve McAvoy, ahlaki meselelere boğulmuş bu iki sistem için “platform ekonomisinde yas ve hafızayı da metalaştırarak insanların duygusal deneyimlerini veriye dönüştürüyorlar,” diyor. “Gelgelelim, üretken botlar ahlaki açıdan çok daha problemli. Çünkü esasen var olmayan bir devamlılık ve vekalet yanılsaması yaratıyor, kullanıcıları yanıltıyor ve yaşamayan birine duyulan duygusal bağlılığı kazanca dönüştürüyor.”
Yaşadığımız çağın yeni bir distopik belirtisi gibi görünmesine rağmen yasın metalaştırılması hiç de yeni bir şey değil. Ruh çağıran medyumlar, uzunca zamandır, ölmüş sevdiklerimizden geldiğini iddia ettikleri gizemli mesajları aktarmanın karşılığında para kazanıyorlar. Hatta bir zamanlar Katolik rahipler bile ölmüş bir aile ferdinin cennete kabul edilmesini garanti edecek duaları okumak için yas tutanlardan para talep ediyorlardı. Klinik psikoloji ve psikiyatri profesörü, The Grieving Body [Yas Tutan Beden] ve The Grieving Brain [Yas Tutan Zihin] kitaplarının yazarı Mary-Frances O’Connor şöyle diyor: “Yitirdiklerimizle kurduğumuz bağların tarih boyunca insanlar için nasıl güçlü bir motivasyon kaynağı olduğunu biliyoruz. Nörokimyasal açıdan bakıldığında, yas da vücudun üretebildiği en güçlü kimyasalları –dopamin ve oksitosin– kullanıyor.”
Ne var ki, 2026’da farklı olan şey, Meta gibi teknoloji şirketlerinin fazlasıyla travmatik yas deneyimlerini kendi finansal çıkarları için kullanılabilecek verileri elde etmek amacıyla kullanmasıdır. Örneğin, yas tutan insanların yaygın deneyimlerinden biri kaybettikleri sevdikleriyle zihinlerinde türlü hayali konuşmalar yapmalarıdır. Mary-Frances O’Connor, “Durup dururken tüm bu bilgiler, en derin arzularımızı, en büyük kaygılarımızı ve en hassas anlarımızı bilen bir şirketin mülkiyetine geçiyor. Bu şirket bilgileri istediği gibi kullanabilir, motivasyonlarımızdan faydalanarak bizi etkileyebilir, dikkatimizi ve harcamalarımızı yönlendirebilir,” diyor.
Dr. Jenny Kidd’in söylediğine göre, bazı yas botları “kendilerini teselli, devamlılık, hatta huzur bulma aracı olarak konumlandırıyor.” Ama bu botlar yas sürecine pek de fayda sağlamıyor, ayrıca bu botlar psikolojik bakımın gerekleri gözetilerek tasarlanmadılar. Asıl peşinde oldukları şeyin de kâr ve veriden ibaret olduğu kolayca anlaşılıyor.
Peki, tüm bunlar yas tutmak açısından ne anlama geliyor? Mary-Frances O’Connor, sevdiğimiz birisi öldüğünde beynimizin iki farklı bilgi akışıyla çalıştığını söylüyor. “Bir taraf onların sonsuza dek dönmeyeceklerini söyler, diğer taraf da sonsuza dek yaşayacaklarını. Bir bakıma, ikisi de doğrudur,” diyor. “Onların bir daha asla dönmeyeceklerini biliyoruz, ama aynı anda sanki şu kapıdan yeniden içeri gireceklermiş gibi hissediyoruz.”
Mary-Frances O’Connor’a göre, “ölüm botları” bu iki gerçekliğin yalnızca birine odaklanıp zihnimize sevdiğimiz kişinin halen hayatta olduğu izlenimini verecek. “İşte bu, sorun yaratabilir. Çünkü onların size sarılmayacağı, arabanız bozulduğunda gelip sizi almayacağı, artık onların fiziksel bedenlerinin olmadığı bir dünyada yaşamayı öğrenmeniz gerekir. Tüm bunların hayatını kaybedenlerin bir daha dönmeyeceğini kabullenmeyi iyice zorlaştırabileceğine dair kaygılar da gitgide artıyor.”
Üstelik teknoloji güvenilmezdir. Her yenilik, başka bir şeyin çöküşünü de beraberinde getirir. Sevdiğiniz kişinin tüm alışkanlıklarını ve davranışlarını özenle arşivleyip onu bir ölüm botuna dönüştürmüş olsanız bile, teknoloji girişimleri ortaya çıktıkları gibi çöküp gitmeleriyle ünlüdür; bu da öyle ya da böyle yasını tutacağınız yeni bir kayıp daha yaşamaktan kaçınamayacağınız anlamına gelir.
Komedyen Meghana Indurti, geçen ocak ayında The New Yorker dergisinde “baştan aşağı optimize edilmiş, kullanışlı hayatın” bir gününü anlatan kurmaca bir yazı kaleme aldı. Bu kurmaca dünyanın teknolojisi, evdeki bitkileri sulamaktan arkadaşlardan ve aile fertlerinden gelen mesajları yanıtlamaya kadar en küçük sorumlulukları bile onun yerine üstleniyordu. Hiciv niteliğinde olsa da, bu yazının tasvir ettiği gelecek Silikon Vadisi şirketlerinin hepimiz için tasavvur ettiğinden pek de farklı görünmüyor. Teknoloji girişimcileri, gece gündüz San Francisco’daki parlak ofislerinde ve stüdyo dairelerinde, ta ki sürtünmesiz bir varoluşta süzülüyormuşuz gibi ilerleyene kadar hayatımızdaki tüm pürüzleri ortadan kaldırmanın yeni yollarını düşünüyor. Bugün, ChatGPT sayesinde alışveriş listesi veya düğün konuşması hazırlayabiliyor, üniversite ödevlerini tamamlayabiliyoruz, artık kendi beyninizi kullanmanıza bile gerek kalmıyor. Vaktiyle çetin işlerden saymadığımız birçok meşgale artık öyle kolaylaştı ki bunları “eski usul” yapmak daha zahmetli görünmeye başladı.
Ne var ki, yas sadeleştirilmesi ya da hızlandırılması gereken gündelik bir iş değildir. Yas, ne yazık ki kaçınılmazdır, taşınması kolay değildir, katlanması da zordur. Sevdiğiniz birinin keder verici yokluğu asla kaybolmaz fakat onun hayatınızda bıraktığı büyük boşluk er ya da geç her şeyi yutan bir ağırlık olmaktan çıkar. Bu kederli yolculuk iyi bilinir, insanlar hep bununla yüzleşmiştir, yüzleşmeyi de sürdürecektir. Teknoloji şirketleri, böyle teknolojileri geliştirirken herhalde insanların yaşamlarının sona erdiği gerçeğinin acımasızlığını görmezden gelebileceğimizi düşünüyorlar.
Oysa yas tutma ritüellerinin kültürlere çoktan yerleşmiş olduğu bir dünyada, bu türden yas botları belki de hiç talep görmeyecektir. Dr. Jenny Kidd şöyle diyor: “Bir şeyin teknik olarak mümkün olması, onun toplumsal açıdan gerekli ya da ahlaki açıdan savunulabilir olduğu anlamına gelmez. ‘Bunu yapabilir miyiz?’ sorusunu yanıtlamamız gerekmiyor. Yanıtlamamız gereken soru şu: Bunu yapmamız gerektiğine kim karar veriyor? Bundan kazanç sağlayacak teknoloji devleri mi, yoksa bu riski alacak olan insanlar mı? Ölüm ve hafıza boşlukta asılı duran tasarım alanları değildir, toplumsal ve ahlaki anlamlarla yüklüdür.”
Zaten hayatımızın büyük kısmını mevsimlerin sürekli değişmesi, sevdiğimiz grubun dağılması ya da bir zamanlar sapasağlam görünen toplumsal yapıların çökmesi gibi türlü kayıplar ve değişimlerle sessizce yüzleşerek geçiriyoruz. Her şeyin bir sonu vardır, nihayetinde yasın verdiği acıdan kaçınabileceğimizi düşünen teknoloji şirketlerinin de sonu gelecektir. Asıl mesele o zamana kadar bize verecekleri zararı göğüslemeye hazır olmaktır.
*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Laura Molloy’un Dazed’de yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
