“Bu yalnızca bir efsane” ifadesi, modernliğin en sevdiği güvencelerden biridir. Bu söz, sanki eski insanlar bizim nihayet kurtulduğumuz doğaüstü yanılgıların sisinde yaşıyormuş gibi, rasyonel bugünü sözde saf geçmişten ayırır. Oysa inançsızlık efsaneleri zayıflatmak konusunda şaşırtıcı derecede yetersiz kalır. Narkissos’un bir göletin kıyısında ortaya çıkmasını bekleyen kimse yoktur, ancak narsisizm hâlâ bir tanı kategorisi olarak varlığını sürdürür. Aşil’in topuğunu anlamak için kimse Aşil’e tapınmak zorunda değildir. Pandora kapalı kalması gereken o kutuyu açar, sirenler hâlâ çalar, Prometheus da kendisinini tanrılardan kahramanca çalınan bir şey olarak tanıtan her teknolojinin üzerinde hakimiyet kurmaya devam eder.
Bu figürlerin kalıcılığı, harfi harfine inanmanın mitik gücün yanlış bir ölçüsü olduğunu gösterir. Roland Barthes, “Mit bir iletişim sistemidir, bir mesajdır,” diye yazar. Barthes’a göre mit, konusuyla değil anlam üzerinde yarattığı etkiyle tanımlanır. Bir fotoğraf, bir spor etkinliği, bir ulusal bayrak ya da bir milyarderin biyografisi, görünür mesajının altında ikinci bir mesaj taşıdığında mitik hale gelebilir. Girişimci, ekonomik sistemde iyi konumlanmış bir katılımcı olmaktan çıkar ve daha iyi bir markaya sahip bir Prometheus’a dönüşür: yalnız, meydan okuyan, nankör bir türe ateşi getiren…
Hal böyleyken, evet, mitleri ciddiye alıyoruz; bunu, gerçek içeriğini onaylayarak değil, algımızı düzenlemelerine izin vererek yapıyoruz. Mit, bir olay tam olarak ortaya çıkmadan önce tanınabilir roller sunar: kahraman, hain, canavar, masum, baştan çıkarıcı, kurban… Ahlaki dikkati yönlendirir; bize, ne yaptıklarını sormadan kimi hayranlıkla izleyeceğimizi ve konuşmalarına fırsat vermeden kimden korkacağımızı söyler. Mitlerin otoritesi, tam da inancın olmadığı, hikayenin sağduyuya dönüştüğü yerde ortaya çıkabilir. Asıl önemli soru, Zeus’un var olup olmadığı değildir. Aslolan, gök gürültüsüne bir taht verildikten sonra neyin kabul edilmesinin daha kolay hale geldiğidir.
Başlangıçların otoritesi
Mitler, hiçbir tanığın göremeyeceği bir şeyi –yani başlangıcı– hatırladıklarını iddia ettikleri için kendilerine has bir özgüvenle konuşurlar. Ateşin insanlığa nasıl ulaştığını, şehirlerin nasıl kurulduğunu, ölümün dünyaya nasıl geldiğini, bir halkın neden belirli bir toprak parçasına ait olduğunu, bir yasağın neden çiğnenmemesi gerektiğini anlatırlar. Bir köken hikayesi hepimize açıklayıcı görünür ancak açıklamak onun görevinin yalnızca yarısıdır. Mitler, bir şeyin nasıl başladığını anlatarak o şeyin nasıl kalması gerektiğini sessizce belirler. “Bir zamanlar” sürekli “her zamana” dönüşür. Tesadüfi olan şeyler köken kazanır, politik olansa siyasetin ötesine yerleştirilir.
Mircea Eliade, Mitlerin Özellikleri adlı kitabında şöyle yazar: “Mit, kutsal bir tarihi anlatır; ilkel zamanda meydana gelen bir olayı aktarır.” Bu ilk zaman, yalnızca uzak geçmiş değildir. Bu, eylemleri günümüzde tekrarlanabilen örnek bir zamandır. Prometheus’un hırsızlığı, teknolojik sınır ihlallerini insanlığın ilerlemesinin doğal bir parçası gibi gösterir. Romulus’un Remus’u öldürmesi, egemenliği kardeş katliamına ve sınırların kutsallığına bağlar. Atinalıların doğrudan Attika toprağından doğdukları iddiası, ikamet etmeyi kadere dönüştürür: Bazı insanlar sadece o topraklarda yaşamakla kalmaz, sanki o topraklar tarafından yaratılmış gibi görünürler.
Başlangıç, ritüel yoluyla yenilenir. Ulusal yıldönümleri, taç giyme törenleri, anma törenleri, askeri geçit törenleri ve kamusal anma etkinlikleri, toplumu arındırılmış bir ilk sahneye geri döndürür. Tekrar, tarihin yıpranmış izlerini siler. Yenilgiler ortadan kalkar, kurbanlar birer dekor haline gelir, ihtilaflı miraslar tek bir sahibin eline geçer. Kutsal başlangıçların otoritesi açıklanabilir ancak kutsallığın kendisi hayranlıkla karşılanmak yerine incelemeye tabi tutulmalıdır. Bir kuruluş hikayesi nadiren mevcut tek hikayedir, kuruluş hikayesi kurumları, anıtları, takvimleri ve koruyucuları kazanmış olan versiyondur. Mit, geçmişe dair bir anlatının bugünü denetleme gücünü kazandığı zaman önemli hale gelir.
Çelişkinin dilbilgisi
Mitler genelde “ilkel bilim” olarak tanımlanır: mevsimler, fırtınalar, bereket ve ölümle ilgili çekici ama hatalı açıklamalardır. Bu bakış açısı, modern aklı övmekle birlikte mitik zekayı hafife alır. Mit, doğa olaylarını açıklamakla kalmaz. Herhangi bir olgusal açıklamanın yetersiz kaldığı çelişkileri sahneye çıkarır: özgürlük ve kader, akrabalık ve şiddet, beden ve ruh, medeniyet ve arzu. Mitlerin abartılı mekanizması, sıradan dilin bu zıtlıkları rahatça bir arada tutamaması nedeniyle var olur. Tanrılar şekil değiştirir, ölüler geri döner, anneler oğullarının kızları haline gelir ve canavarlar ortaya çıkar.
Claude Lévi-Strauss, “mitik düşünce her zaman zıtlıkların farkındalığından yola çıkarak, bunların aşamalı arabuluculuğuna doğru ilerler,” diye yazar. Oidipus, yalnızca tuhaf bir ailenin talihsiz çocuğu değildir. Onun hikayesi, kan bağına duyulan saygı ile bu bağın feci bir şekilde ihlali arasında, bilmek arzusu ile bilginin yol açtığı yıkım arasında gidip gelir. Persephone, yaşam ile ölümü, kız evlatlık ile kraliçeliği, çiçek açan dünya ile yeraltındaki dünya arasında arabuluculuk yapar. Onun yıllık döngüsü, ölümlülüğü ortadan kaldırmaz. Ölümlülüğe bir ritim kazandırır ve mutlak bir kopuşu, korkunç bir dönüş biçimine dönüştürür.
Melezler de benzer bir işlev görür. Minotaur hem insan hem hayvandır, hem kraliyet çocuğudur hem de gizli bir utançtır; Centaur, akılcı konuşmayı dizginlenemeyen arzuyla birleştirir; Trickster ise toplumsal düzene onu defalarca çiğneyerek ait kalır. Bu figürler, somutlaştırdıkları karşıtlıklar hâlâ çözüme kavuşmamış olduğu için varlıklarını sürdürürler. Bir toplum, doğa ile kültür arasındaki sınırı yeniden çizebilir ancak bu sınırı çizmeyi tamamen bırakamaz. Mit, ebedi bir mesaja sahip olduğu için değil, çelişkilerin tarihsel kılıflarının ötesinde varlığını sürdürdüğü için zamansız görünür. Labirentin mimarisi sürekli değişir.
Olasılıklara karşı bir kalkan
Bir olayın arkasında herhangi bir niyet bulunmadığında, olayı kabullenmek özellikle zorlaşır. Kazalar iki kez yaralar: önce yok ettikleri şeylerle, sonra da kendilerini açıklamayı reddetmeleriyle. Mit, kaosa bir kimlik kazandırarak bu ikinci yarayı onarır. Fırtına bir amaç uğruna gönderilmiştir; hasat bir nedenden ötürü kötü geçmiştir; çocuk bir lanet taşımaktadır; veba, ilahi öfkeyi ifade eder. Bu tür açıklamalar korkutucu olabilir, ancak kaynağı belli bir dehşet, rastgelelikten daha tercih edilebilir bir seçenektir. Bir tanrı yatıştırılabilir, bir kahine danışılabilir, bir ritüel tekrarlanabilir. Tesadüf ise buna karşılık gelen bir davranış kuralı sunmaz.
Ernst Cassirer, insanı yalnızca akılcı olarak tanımlamak yerine, “onu bir animal symbolicum (sembolleştiren hayvan) olarak tanımlamamız gerektiğini” savunur. Semboller okunabilir bir dünyanın üzerine yerleştirilmiş süslemeler değildir; dünyanın okunabilir hale gelmesini sağlayan araçlardan biridir. Moirai, ölümlülüğe ölçülmüş ve kesilmiş bir iplik imgesini verir. Apollon’un okları, salgın hastalıkları yönlendirilmiş bir saldırganlığa dönüştürür. Kahin, geleceği belirsiz kılar ama boşa çıkarmaz: sözdizimi kötü niyetli olsa bile kader bir şeyler yazmıştır. Mit, maruz kalmayı bir hikayeye dönüştürür ve hikaye acıya zihnin kavrayabileceği sınırları verir.
Oysa anlam başka bir zulüm biçimi haline gelebilir. Her yara bir kadere aitse, adaletsizlik bir öğretiye benzemeye başlar. Mağdura, dönüşüm için acının gerekli olduğu, felaketin gizli bir benliği ortaya çıkardığı, evrenin bir pencere açmadan hiçbir kapıyı kapatmadığı söylenir. Mitolojik teselli, tahliyeyi, savaşı, hastalığı veya terk edilmeyi kişisel bir imtihana dönüştürerek yapısal zararı bireyselleştirebilir. Çöküşü önleyen hikaye, reddetmeyi de engelleyebilir. Mit ciddidir, çünkü anlamsızlıktan kurtulmamıza yardım eder; tehlikelidir, çünkü dayanılmaz olanı, katlanılabilecek kadar anlamlı gösterebilir.
Kutsal şiddet
Bir topluluk kendi şiddetini kabul edemediğinde şiddete kutsal bir kılıf giydirir. Kargaşa tek bir bedene yoğunlaşır: yozlaşmış kral, yabancı, cadı, itaatsiz kız, duvarın arkasındaki canavar. Bu beden kovulduğunda ya da yok edildiğinde, birlik yeniden sağlanmış gibi görünür. Kurban, kendisi seçilmeden önce var olan bir krizin açıklaması haline gelir. Mit ise olayı hayatta kalanların bakış açısıyla yeniden anlatır; zulmü arınmaya, kolektif saldırganlığı ise ilahi bir zorunluluğa dönüştürür.
René Girard, Şiddet ve Kutsal adlı kitabında şöyle yazar: “Kurban, tüm topluluğu kendi şiddetinden korumaya yarar.” İphigenia’nın ölümü, elverişli rüzgarların ve militer amaçların bedeli haline gelir. Teb’in vebadan arındırılabilmesi için Oedipus’un sürgün edilmesi gerekir. Remus’un cinayeti, Roma’nın ihtişamının içinde kaybolur. Her durumda topluluk düzeni, düzenin bedelini başka bir yere yükleyerek sağlar. Kurban yalnızca öldürülmez, anlatı öncelikle bu cinayeti makul kılmalıdır. Mit, şiddetin kendisini bir çare olarak hayal etmesine imkan veren suçlamayı sağlar.
Girard’ın teorisi her efsaneyi açıklayamaz ancak önemli bir şüpheyi ortaya koyar: Bir bedenin susturulmasının hemen ardından uyum ortaya çıktığında, bu uyum araştırılmayı hak eder. Medusa’nın kesik başı, onu yok eden kahramanın hizmetine sokulan koruyucu bir sembol haline gelir. Yenilen figür, galip için yararlı hale getirilirken, hikaye yenilgiden önce yaşananlara pek ilgi göstermez. Mit, sadece kimin öldürülebileceğini değil, ölümün nasıl hatırlanacağını da kontrol eder. Dolayısıyla mitin ciddiyeti maddi niteliktedir. Hikayeler kan dökmez ancak kimin kanının “yeniden canlanacağına” karar verebilirler.
Kim sembol olabilir?
Mitler evrensel gerçekleri öznelliğin son derece eşitsiz dağılımı yoluyla ilan eder. Erkeklere yolculuklar, hatalar, rekabetler, dönüşümler ve isimler verilir. Kadınlardan ise sıklıkla anlamlara dönüşmeleri istenir: doğurganlık, ayartma, sadakat, kaos, güzellik, doğa, yuva. Mitolojik kadın, tam da tarihsel kadının küçültüldüğü yerde devasa bir boyut kazanır. Kendi cinselliğini ya da ölümü tanımlayamayan bu kadın, medeniyetin cinsellik ya da ölümle olan tüm ilişkisini temsil edebilir. Bir erkek harekete geçtiğinde hikaye buna “kader” der. Bir kadın harekete geçtiğinde ise bu eyleme genellikle “felaket” denir.
Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet’te şöyle yazar: “Her mit, aşkın bir cennete dair umutlarını ve korkularını yansıtan bir Özne’yi ima eder.” Burada önemli olan kelime Özne’dir. Pandora, merak ve itaatsizlik konusundaki erkek kaygısını taşır; onun hareketi, acının dünyaya girmesinden kadını sorumlu kılar. Helen, savaşın sebebi haline gelir; hanedan hırsı, erkek onuru, mülkiyet ve imparatorluk arzusu, güzel bir yüzün arkasına sığınılmasına imkan tanır. Penelope, zekası sayesinde beklemeyi sona erdirmek yerine sürdürdüğü için övülür. Dokuma tezgahı, gecikmeyi kadın erdeminin en yüce biçimi gibi gösterir.
Medea ve Medusa, sembolik nesnenin bakışa karşılık vermeye başladığında neler olduğunu ortaya koyar. Medea’nın zekası, kendisine atfedilen dehşetten ayrı düşünülemez; ataerkil ihanetin sıradan kalabilmesi için kadın öfkesinin insanlık dışı bir hal alması gerekir. Medusa’nın yüzü, bakmayı tehlikeye dönüştürür; sanki en büyük tehdit, bir kadına yönelik şiddet değil de izleyiciyi açıkta hissettirme gücüne sahip bir kadındır. Bu mitler, toplumsal korkuyu akılda kalıcı bedenlerin içinde barındırdıkları için ciddiye alınır. Kadın da kültürün arzuladığı, yönetemediği ve kendi içinde tanımayı reddettiği her şeyin arşivi haline gelir.
Tanrılardan sonra mit
Modernite miti ortadan kaldırmamıştır. Yalnızca mitlerin ışığını daha parlak hale getirmiştir. Tanrılar geri çekilirken, işlevleri ulus, piyasa, teknoloji, ırk, ilerleme ve verilere kaymaktadır. Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği’nde “mit zaten aydınlanmadır ve aydınlanma mitolojiye geri döner,” diye yazarlar. Mit, korkutucu bir dünyayı sınıflandırmaya ve kontrol etmeye çalışır; akıl ise kendi sınıflandırma araçları sorgulanamaz kabul edildiğinde mitik bir nitelik kazanır. Hesaplama, bir yöntem olmaktan çıkar ve bir otoriteye dönüşür. Ölçülebilen şeyler, neyin önemli olabileceğini belirlemeye başlar.
Uluslar bugünün çöktüğünü ve güçlü bir liderin geri dönüşünün vadedildiği bir altın çağı hayal eder. Meritokrasi, eşitsiz sonuçları ahlaki kanıtlar olarak sunar: zenginlik disiplini, yoksulluk ise başarısızlığı yansıtır. Piyasa, ruh halleri, tercihler, cezalar ve bilgelik kazanır; insanlardan piyasayı tatmin etmeleri ve piyasanın toparlanması için fedakârlık yapmaları istenir. Bunlar tamamen yanlış oldukları için mit değildir. Bunlar, kendi oluşum koşullarını ortadan kaldırdıkları için mitlerdir. Tarih, kimlik hikayesi olarak yeniden yazılır. İktidar, takım elbise giymiş bir kader olarak karşımıza çıkar.
Teknoloji, belki de günümüzün en katıksız mitolojisini yaratır. Şirket kurucusu Prometheus’a, platform yeni bir kamusal alana, yapay zeka ise ya bir kahine ya da bir canavara dönüşür. Algoritmanın belirsizliği, prestijini güçlendirir: Sıradan bir insan onun bütün mantığını göremeyeceği için, yargısı kişilerden bağımsız ve dolayısıyla tarafsız görünür. Bruce Lincoln miti, “anlatı biçimindeki ideoloji” olarak tanımlar. Bu ifade, modern mitin en etkili şekilde gizlediği şeyi ortaya koyar: İnsanlar tarafından yapılan düzenlemeler, sanki kendiliğinden ortaya çıkmış güçlermiş gibi lanse edilir. Kâr elde ettiği dünyayı kimsenin tasarlamadığını ısrarla savunan bir kurumdan daha mitik bir şey olamaz.
Kapatırken…
Mitlere karşı iki tür tepki de eşit derecede yetersizdir. Kıymet verme yaklaşımı, miti onu aktaran toplumlardan arındırılmış, zamansız bir bilgelik olarak ele alır. Çürütme yaklaşımı ise miti, gerçeklerin er ya da geç ortadan kaldıracağı utanç verici bir hata olarak görür. İlki, miras alınan otoritenin önünde diz çöker; ikincisi ise bu otoriteyi büyük ölçüde açıklanmamış bırakır. Mitler, güçlerinin hiçbir zaman tamamen olgusal güvenilirliğe bağlı olmaması nedeniyle açığa çıkmalarına rağmen ayakta kalır. Onları eleştirel bir bakışla okumak, kimin konuştuğunu, kimin sembole dönüştürüldüğünü, hangi çatışmanın gizlendiğini, hangi sonun kaçınılmaz olarak sunulduğunu ve hangi tarihsel mekanizmanın bir versiyonu hayatta tuttuğunu sormaktır.
Donna Haraway, Staying with the Trouble adlı kitabında, “Hangi hikayelerin dünyaları yarattığı, hangi dünyaların hikayeleri yarattığı önemlidir,” diye yazar. Dolayısıyla yeniden anlatım, eleştiriye yönelik süsleyici bir ek değildir; bir hikayenin ne tür bir dünyayı meşrulaştırabileceği üzerine bir mücadeledir. Christa Wolf’un Kassandra ve Medea romanlarında bilinci kahramanlık tarihinin deli ya da canavar olarak işaretlemeye ihtiyaç duyduğu kadınların içine yeniden yerleştirir. Hélène Cixous, Medusa’ya kahkahasını geri verir. Ursula K. Le Guin, silah taşıyan kahramanın eline taşıma çantasını verir: toplar, tutar, sürdürür, ulaştırır. Merkezdeki nesneyi değiştirdiğinizde, bütün bir medeniyetin eylem anlayışı da değişmeye başlar.
Mesele, mitleri masum göstermek değildir. Masumiyet, mitin en sevdiği kılık değiştirme biçimlerinden biridir. Mesele, hikayenin tekelini kırmaktır; bir kenara atılmış sesleri geri getirmek, doğallaştırma sürecini ortaya çıkarmak ve tek bir otoriter başlangıcın verdiği konforu reddetmektir. Mitler, ebedi gerçekler içerdikleri için ciddi değildir. Kimliklerin, sınırların, cezaların, kurumların ve arzuların etrafında şekillendikleri için ciddiyet kazanırlar. Hikayenin bizi yönetmesi için ona inanmamıza gerek yoktur. Tek yapmamız gereken, mitin kategorilerini miras almak ve bir yerlerde birilerinin bu isimleri seçtiğini unutmaktır.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.