Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, insanların neye güldüğüne baktığınız kadar neye gülemediğine de bakın. Çünkü toplumun sınırlarını bazen yasalar değil, kahkahaları çizer. Kimi zaman alışılmış gazete haberlerinden daha fazla şey anlatır şakalar. Kimi zaman saatler süren bir siyasi konuşmanın yapamadığını, sahnede kurulmuş tek bir cümle yapar.
İnsan yalnızca “komik” olduğu için gülmez şakalara. Kendini tanıdığı, sahnede kendi hayatını gördüğü için güler. Çaresizliğini, öfkesini, utancını ve umudunu aynı anda duyumsar. Belki de bu yüzden otoriter yönetimler mizahla rahat bir ilişki kuramaz. Çünkü mizah otoritenin sevmediği şeyi yapar. Mesafeyi kaldırır. Kürsüyle sokağı aynı hizaya getirir. Dokunulmaz görüneni sıradanlaştırır. Korkulanı konuşulur hale getirir. Bazen tek bir kahkaha korku düzenini çatırdatabilir.
Deniz Göktaş hakkında verilen tutuklama kararı, ister istemez bu soruları yeniden düşünmeye zorluyor hepimizi. Çünkü mesele bir komedyenin başına gelenlerden ibaret değil. Mesele, mizahın kamusal hayatımızdaki yeridir. Bir ülkede insanlar gülerken bile kendilerini tartmaya başlıyorsa, mesele yalnızca mizah değildir. Orada sözün kendisi daralmaya başlamıştır.
Korku ilginç şeydir. Bağırmaz, hemen yasak koymaz. Önce insanın içine yerleşir. Sosyal medyada bir paylaşımı silerken, çoktan yazılmış bir cümleyi değiştirirken, “acaba bunu söylemesem mi?” diye düşünürken… İnsan fark etmeden kendi sesini kısmaya başlar. Herhalde sansürün en etkili biçimi budur. Devletin değil, insanın kendisine uyguladığı sansür.
İyi bir roman bize yalnız olmadığımızı hatırlatır. İyi bir film dünyaya başka bir gözle bakmayı öğretir. İyi bir tiyatro oyunu salondan çıktığımızda bizi aynı insan olarak bırakmaz. İyi bir stand-up ise bazen bütün bunları tek bir kahkahayla yapar. Kahkaha hiç de hafif değildir. Bilakis bazen en ağır hakikati taşır. Çünkü mizahın yönü aşağıya değil, yukarıya dönüktür. İyi mizah güçsüzle değil, güç sahibiyle uğraşır. Bu yüzden rahatsız eder.
Bugün mesele yalnızca Deniz Göktaş değildir. Dün başka bir isimdi, yarın başka birileri olabilir. İsimler sürekli değişiyor ama soru değişmiyor: Nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz? İnsanların konuşmadan önce korktuğu bir ülkede mi? Yoksa konuşmanın, yazmanın, oynamanın, gülmenin suç gibi hissedilmediği bir ülkede mi?
Bu soru yalnızca hukukçuların yanıtlaması gereken bir soru değil. Bu sorunun cevabı, toplumun birbirine nasıl baktığında gizli. Bir sanatçı yalnız bırakıldığında, bir gazeteci susturulduğunda, bir öğrenci gözaltına alındığında, bir işçi hakkını aradığı için cezalandırıldığında biz ne yapıyoruz? Sessiz mi kalıyoruz? Yoksa birbirimize şunu mu hatırlatıyoruz: “Yalnız değilsiniz.”
Belki de bugün en çok buna ihtiyacımız var. Birbirimizi cesaretlendirmeye. Çünkü cesaret de korku kadar bulaşıcıdır. Üstelik cesaret çoğu zaman büyük kahramanlıklar gerektirmez. Duyduğumuz bir cümleden, okuduğumuz bir yazıdan, hak ettiğimiz alkışlardan, yaslandığımız omuzlardan doğar. Bazen de cesaret etmeye mecbur kalırız, hiç düşünmeden cüret ederiz.
Belki de bu yüzden, bir ülkenin kendi mizahıyla kavga etmesi hiçbir zaman yalnızca mizahla ilgili değildir. Çünkü mesele yalnızca kahkaha değildir. Mesele, insanların birbirine “yalnız değilsiniz” deme ihtimalidir. Belki de hiçbir iktidarın bütünüyle susturamayacağı yegâne gürültü budur: Yalnız değilsiniz.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.