Bazı ülkeler vardır, tarih onları sınamakla kalmaz, parçalar. Bosna da bu ülkelerden biri. Ve bazı görüntüler vardır, insanın içinde saklı kalmış hafızayı bir anda yeniden canlandırır. Dünya Kupası’nda Bosna Hersek’in tribünlerini izlerken böyle hissettim. Mavi ve sarı bayraklar, binlerce insan, aynı anda söylenen şarkılar, aynı ritimde atan kalpler… Bütün dünyanın gözlerinin önünde, bir halk yeniden kendini hatırlıyordu. Bu yalnızca futbol değildi. Bu, hafızanın sesiydi.
Ben bir Boşnağım, Yugoslav göçmeniyim. Bizim evlerde Yugoslavya hep biraz eksik anlatılırdı. Sanki birileri hikayeyi tam ortasından bölüvermiş gibi. Ama o yarım kalmış hikayenin içinde hep aynı şey vardı: Birlikte yaşamak. Müslümanı, Hristiyanı, Sırp’ı, Hırvat’ı, Boşnak’ı… Hepsinin aynı sofrada oturabildiği, aynı hikayenin parçası olabildiği, aynı şarkıyı söyleyebildiği bir memleket.
Bugün bunları söylemek veya duymak kimilerine “romantik” gelebilir. Çünkü bize sürekli başka bir şey anlatılıyor, birlikte yaşamanın imkansız olduğu anlatılıyor. Ayrışmanın kaçınılmaz olduğu, korkunun doğal olduğu anlatılıyor. Ama biz ne yaşadığımızı biliyoruz. Hepsi gerçekti. Eksikleriyle, çelişkileriyle, bütün ağırlığıyla gerçekti.
Sonra savaş geldi. Komşular birbirine düşman edildi. Şehirler kuşatıldı. Evler yakıldı. İnsanlar öldürüldü. Srebrenitsa’da yalnızca insanlar öldürülmedi. Bir halkın hafızası parçalandı. Ne var ki, bazı şeyler ölmez. Bir halkın dili ölmez. Bir annenin ağıdı ölmez. Bir çocuğun yüreğinde taşıdığı hikaye ölmez. Şarkılar da ölmez.
Bosna’nın Dünya Kupası’ndaki varlığı yalnızca sportif bir başarı değil, bir halkın hâlâ ayakta olduğunu bütün dünyaya duyurmasıydı. Bir görünürlük meselesi, bir hafıza meselesi, bir direniş meselesiydi. Stadyumların dolması, dünyanın aynı sese dönüp bakması, Balkanların dört bir yanından gelen insanların aynı tribünde buluşması… Bunlar hiç de küçük şeyler değil.
Yıkıcı savaşların yaşandığı coğrafyalarda en zor şey yeniden yan yana gelebilmektir. Bazen bunu siyaset yapamaz ama bir tribün pekâlâ yapabilir. Bazen bir şarkı yapar, bir gol sevinci herkesi birleştirir. Belki de bu yüzden Bosna’yı izlerken içimde yalnızca gurur yoktu, biraz sızı da vardı.
Bazen insan hiç yaşamadığı bir ülkeyi de özler. Ben Yugoslavya’yı yaşamadım. Ama onun hikayesiyle büyüdüm. Bu hikayenin içinde hep aynı şey vardı: Farklılıkların birbirine rağmen değil, birlikte var olabildiği bir hayat. Yugoslavya artık yok. Belki o masa dağıldı, belki o ev yıkıldı. Ama bazen tribünlerden yükselen bir tezahürat, aynı anda söylenen bir şarkı sayesinde daha iyi anlaşılıyor: Bazı ülkeler haritadan silinir ama insanın içinden silinmez. Bir şarkı, artık olmayan ülkeyi bir anlığına geri getirebilir.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.