8 Mart bizim günümüz, kutlu olsun

İçinde yaşadığımız düzen kadını ancak bir kalıba sığdırdığında hazmedebiliyor. Ya her şeyi toparlayan, çekip çeviren “fedakâr kadın” ya da “kutsal aileyi” reddeden, ihmalkâr ve kariyer düşkünü kadın. Bu ayrışma elbette iki uç yaratmakla kalmıyor, bizi mümkün olduğunca bölmeyi amaçlıyor. Güçlü veya zayıf kadınlar, “dişil” veya “eril” kadınlar, “uyumlu” ya da “dikbaşlı” kadınlar… Bir de çalışan ve çalışmayan kadınlar ayrımı var ki en içler acısı, ev emekçisi kadının iş yükünü görünmez kılan bir ayrım. Bu keskin ayrımlara sokaktaki bakışlardan, siyasilerin söylemlerinden, anaakım medyadaki reality programlarından ve dizilerden, sosyal medyanın yaşadığımız hayata temas etmeyen “influencer” içeriklerinden fazlasıyla aşinayız. Adaletin ve hak kavramının sürekli zemin değiştirdiği bir coğrafyada, kadınların gerçek gücü bu dayatılan kimliklerin hiçbirine sığmamalarından geliyor.

Kadın olmak çoğu zaman direnişin ta kendisi. Kadın olarak hayatta kalmak ve üretmeye devam etmek ne tüm kadınların yaşayabildiği olağan bir hikaye ne de bunu yapabilenler için bir kahramanlık destanı. Dayatılan kalıpların hiçbirine tam olarak sığmazken o kalıplarda kendi gerçeğimizle örtüşen parçalara da sahip çıkarak, yapıştırılan tanımdan uzak, özgün bir kimlik inşa edebilmek varoluşsal irademizin asıl gücünü oluşturuyor. İnsan olarak haklarımızın ve ihtiyaçlarımızın peşine düşerken, evde ve/veya işte çalışıyoruz, görünen ve görünmeyen yorgunluğu taşıyoruz. Sokakta, işyerinde ya da evin içinde bedenimizi ve varlığımızı ataerkil şiddetten ve sınır tanımaz müdahalelerden korumak zorunda kalıyoruz. Ve tüm bunları yaparken mecburen güçleniyoruz. Ekonomik, fiziksel, zihinsel veya duygusal kapasitemiz artıyor, verdiğimiz mücadele bir yerden güç olarak geri dönüyor.

Tam da bu yüzden düzen bizi kutuplaştırıyor, durmadan etiketliyor, birbirimizden ayırıyor. Kadın dayanışması bütün bu gücün ve dayanıklılığın birleşerek artması anlamına geldiği için ataerkil sistemin karşısında bir tehdit olarak görülüyor. Çünkü kadınlar birbirlerini tanık ve yol arkadaşı olarak görmeye başladığında dayatılan kalıplar da anlamını yitirmeye başlıyor. Birbirinden koparılmış hikayeler kadına kendini yalnız ve boyun eğmek zorundaymış gibi hissettirirken ortaklıklarını fark eden, gücünü çeşitlilikten alan kadınlar özgürlük ve adalet ihtimalini taşıyor.

8 Mart bir yanıyla kadınların birbirlerinin hikayelerinde kendilerini buldukları, yalnız olmadıklarını hatırladıkları ve birlikte güçlendiklerini gördükleri bir hafıza ve mücadele alanı. Bir kadının emeğini görünür kılmak, bir başkasının sınırını savunmak, bir diğerinin kendini gerçekleştirmesi için cesaret vermek kadınların birbirleriyle kurduğu bağın en güçlü parçaları. Dayanışma büyük ve uzak bir ideal değil, aksine hayatın tam ortasında filizleniyor. Bir kadının attığı adımın başka bir kadına güç verdiğini gördüğümüzde dayanışma bir fikir olmaktan çıkıp somut bir gerçekliğe dönüşüyor.

Bu gerçekliği gündelik hayatın içinde, yetiştirdiğimiz kız ve oğlan çocuklarında, sokakta, evde, işyerinde büyütmek mümkün. Sesimizi yükseltmenin ve hayatın her alanında varlığımızı sürdürmenin tek yolu büyük bir başkaldırıdan geçiyor. Sıradan bir günde düzenin bizi bölmeye ve kalıplara sığdırmaya çalıştığı anlarda kendi gerçeğimize sahip çıkmak ve birbirimizi desteklemek de güçlü bir direniş biçimi. Çünkü farklılıklarımızın yan yana gelmesi, sesimizin çoğalması, hayata karışan özgün varoluşumuzun güçlenmesi demek. “Buradayım” diyerek birbirine omuz veren her kadın, özgürlük ve adalet yolunda yeşeren umut demek. Hayatın içindeyiz ve her alanındayız, en büyük gerçeğimiz bu. Bizim günümüz, kutlu olsun!

Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.

Muhabbetimiz daim olsun...

Related Posts
daha fazla

Ahlakımızı diziler mi bozdu?

Bir acıyı unutamadan diğerinin yasını tutmaya başladığımız, bir suçlunun cezalandırıldığını göremeden ötekinin peşine düştüğümüz memleketimizde her korkunç gelişmenin…
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Hastanesi morgu, 15 Nisan 2026. Fotoğraf: Umut Taştan.
daha fazla

Acının siyaseti olur mu?

Bizim gibi acısı bol ülkelerde yaşanan her türlü felaket, her türlü katliamdan sonra aynı eleştiri gelir egemenlerin cephesinden:…
Total
0
Share

vesaire sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin