Bir acıyı unutamadan diğerinin yasını tutmaya başladığımız, bir suçlunun cezalandırıldığını göremeden ötekinin peşine düştüğümüz memleketimizde her korkunç gelişmenin ardından yaşanan döngü hep aynı: Haberleri izle, üzül, öfkelen, sosyal medyaya gir, saldırıyı ve saldırganı kına, topyekûn çürüdüğümüzü tekrarla. Meselenin bir de medya ayağı var: magazinleştir, cadı avı başlat, daha fazla güvenlik politikası iste, sonraki infial halini bekle.
Son birkaç yıldır her felakette yana yakıla sarıldığımız “sosyal çürüme” kavramı, sorunun şiddetini kısmen tespit etse de kaynağını yanlış yerlerde arayarak haklı öfkemizin hedefini her seferinde şaşırtıyor. Bir şeylerin ters gittiği hepimizin malumu. Peki ya öyleyse yaşadıklarımızın giriş ve gelişme kısımlarının sorumlusu kim? Mesela saldırganları yetiştiren aile mi? Bu gidişata dur demeyen sokaktaki insanlar mı? İzlediğimiz televizyon dizileri, oynadığımız bilgisayar oyunları mı? Yoksa 24 senedir her şeye yetkisi olan ama hiçbir şeyden sorumlu olmayan iktidar mı?
Medya tüketiminin yurttaşların düşünme biçimlerini ve ideolojilerini nasıl etkilediği, kültürel çalışmaların temel sorularından biri. Erken dönem medya teorileri, II. Dünya Savaşı döneminin kara propaganda metotlarından etkilenerek bu soruya bir nevi enjeksiyon modeliyle cevap verir. Yani propaganda yeterince güçlüyse, mesaj pasif konumdaki izleyiciye doğrudan ulaşır ve hızlıca benimsenir. Ancak kültür endüstrisiyle iç içe geçirdiğimiz koca bir asrın sonunda, mesajın alıcı tarafından algılanmasının bu kadar basit ve standardize edilmiş bir süreç olamayacağını artık biliyoruz.
Stuart Hall, mesajın izleyiciye ulaşma sürecini bir kodlama ve kodaçımı süreci olarak ele alır. Bu teoriye göre, kitle iletişim aracının kodladığı anlam, her tüketici tarafından aktif bir kodaçımı sürecinden geçerek zihne yerleşir. Çevresel koşullar ve bireysel yatkınlıklara göre kimi alıcı bu mesajı kabul eder, kimi bununla pazarlık eder, kimiyse tamamen reddeder. Yani aynı içeriğin farklı insanlarda yekpare bir etki yaratması mümkün değildir, çünkü insan mesajı ancak kendi filtresinden geçirerek anlamlandırabilir.
George Gerbner tarafından geliştirilen “ekme kuramı” ise medyadaki mesajların tüketimini, kısa vadeli etkilerden ziyade, uzun süreli bir bilinç yaratımı süreci olarak değerlendirir. Zamanla ve kademeli olarak gelişen bu zihin akışı, günün sonunda davranışlardan ziyade tutumları biçimlendirir. Yani şiddet içerikleri, tüketicisini doğrudan şiddet eylemine meyilli hale getirmez ancak kanun, toplum, devlet gibi ilişkiler bağlamında dünyadaki şiddet üzerine bir tutum sahibi yapar.
Tüm bunların yanında, popüler kültür ürünleri toplumu olmadığı bir kalıbın içine sokma görevini üstlenmez, üstlenemez. Tüketim için yaratılan her ürünün yapısı gereği önceliği tüketicisinin değerleriyle örtüşmesidir. Dolayısıyla televizyon da izleyicilerin önüne yepyeni bir değerler bütünü koyamaz, koyarsa kâr elde edemez. Bu yüzden toplumla çelişmez. Aksine toplumda egemen olan inançları, değerleri, yargıları yeniden üreterek izleyicisinin beğenisini kazanır.
Hepimiz acılıyız ve bir şeyler yapmak istiyoruz. Bu yüzden toplumsal şiddet travmalarının ardından bir suçlu aramamız şaşırtıcı değil. Ancak bu kadar karmaşık ve çok boyutlu meselelerde suçlunun adını doğru koymadığımız her an, bizi adaletin tecelli etmesinden daha da uzaklaştırıyor. Sedat Peker, Abdullah Çatlı gibi isimlerden adalet kahramanları yaratılan bir memlekette, mafyaların övüldüğünü görmek için yüzünüzü televizyon dizilerine çevirmeye gerek yok. Ancak bakanlığı sırasında onlarca çocuğun okullarda hayatını kaybettiği Yusuf Tekin koltuğunda pişkin pişkin otururken, faturayı dizilere kesmek epey konforlu ve kolaycı bir seçenek gibi görünüyor. Zira televizyon yapımcıları, bilgisayar oyunu yazılımcıları ya da rap şarkıcıları bizi hapse atmakla tehdit edemez.
Çehov’un kurmaca hikayeler için öne sürdüğü “duvarda bir tüfek asılıysa mutlaka patlar” ifadesini bilirsiniz. İşte o misal, suçlunun duruşmada kravat takarak indirim alabildiği, yüksek mertebelerde tanıdığı olanların açık açık suç işleyebildiği, mağdurun yanında duranın susturulduğu hatta hapisle tehdit edildiği 24 yıllık bir iktidarın yönetimi altında, istersek bütün gün çizgi film izleyelim, o tüfek mutlaka patlar.
Türkiye düşündüğümüz gibi kalbi kötülükten kararmış, şiddet bağımlısı, cahil ve sapık insanların ülkesi değil. Hiçbir zaman da olmadı. Ama kendi bekasını diğer her şeyin önüne koyan bir iktidarın baskıcı gölgesinde yan yana durabilme pratiklerinden birer birer uzaklaştırıldık, susturulduk, korkutulduk. Geldiğimiz noktada acımızı sağa sola parmak sallayarak, sanki böyle bir ihtiyacımız varmış gibi daha fazla güvenlik önlemi talep ederek dindirmeye çalışmamızın bir faydası olmadığını görmek için daha kaç katliamdan sağ çıkmamız gerek? Parçası olmaya yanaşmadığımız bir değişim mücadelesinin gelip bizi kurtarmasını beklemek ne kadar anlamlı?
Evet, televizyon tehlikeli olabilir. Ama televizyondaki en tehlikeli şey mafya dizileri değil. Asıl mesele artık birer gündelik gerçekliğe dönüşen olan şiddet, cinayet, tecavüz haberleri ve aklımızla dalga geçer gibi çıkarılan af düzenlemeleri. Öyleyse mafya dizilerinin reyting rekorları kırabildiği bir toplumsal yapıyı onyıllardır adım adım ören, ekran karşısında ayrımcı ve kavgacı dillerini hiç utanmadan kadınlara, çocuklara, yoksullara, muhaliflere, azınlıklara uzatan politikacılar, şimdi istedikleri yasak için RTÜK’e başvurabilirler. Timsah gözyaşlarına sağlık.
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.