Önceki hafta birçok haber mecrasına gerçekliği sorgulanacak, insanların birbirine “bu gerçek olabilir mi?” diye sorduğu bir haber düştü: Yapay zeka şirketleri sahaflardan topladıkları kitapları taratıp sistemlerine dahil ediyor; asıl vurucu kısmı şimdi geliyor, kitapları da sonsuza dek imha ediyorlardı. Bu türden haberler aslında 2026’nın başında kamuoyunda tartışılmaya başlamıştı. Ancak kamuoyunda daha fazla yankı bulan bu son olay yapay zeka şirketi Anthropic’in 2024’ten itibaren gizlice yürüttüğü, “Project Panama” diye adlandırılan bir imha süreciydi.
Anthropic’in bu imha sürecine karşı telif hakkı sahibi yazarlar tarafından topluca açılan “Bartz v. Anthropic “davası ise tam bir sene önce sonuçlanmış ve 1,5 milyar dolara uzlaşma sağlanmıştı (sanki yine kaybettik). ABD’de telif haklarıyla ilgili yapılan en yüksek fiyatlı uzlaşmanın bu olduğu söyleniyor. Tüm bu haberleri, davaları yakın gelecekte elbette daha fazla konuşacağız fakat insanlık için daha büyük bir yıkımın ilk günlerinde olabiliriz: fiziksel olanın yok oluşu, belki de bildiğimiz anlamıyla insanın sonu.
Bugünkü haliye kitapların kil tabletlerden, parşömenlerden kağıtlara geçerken yaşadığı değişimlerin anlamı elbette büyüktü, gezegenimizin tarihinin bütün akışını değiştirdi. Fakat bugün içinde yaşadığımız dijital devrimin (veya karşı devrim mi demeliyiz?) oldukça sert, bir o kadar da sarsıcı bir sonucu var: Kitaplar artık gerçekten var mı? Kanıtları gözlerimizle görebiliyor muyuz?
Tarihin başlangıcından günümüze kadar taşınmış birçok eseri, subjektif yorumlamamızın sonucu hem dinler tarihi, hem siyaset tarihi, hem sosyal bilimler, hem de düşünsel bölünmeler ortaya çıktı (tüm bunları düşüncenin zenginleşmesi diye okuyorum). Fiziksel olarak gördüğümüz eserler, zihnimizde ve ifade biçimlerimizde yepyeni sorular yarattı, bize yeni cümleler kurdurdu, yaşadığımız gezegende nasıl bir etkimiz olduğunu gösterdi. Nihayetinde bugün yaşadığımız iyi-kötü her şeyin bizim hikayemiz olduğunu biliyorduk.
Yarının hikayesi, kimin hikayesi olacak?
Bugün en az 2 milyon kitabın tamamen imha edildiği iddia ediliyor, bu sayı elbette bugüne kadar öğrenebildiklerimizden ibaret. 1910-1980 arasında basılmış kitapların çoğunun özgün kopyalarını bulmak neredeyse imkansız hale gelmişken, bugün çoksatan bir kitabın ortalama 10-20 bin adet basıldığını biliyoruz. Fiziksel bir kitap alıp okumak isteyen alelade insanların kahramanlaşmasının hikayesine mi tanık oluyoruz? Kitabı fiziksel olarak saklayabilecek binlerce kahraman insanlığın geleceğini mi kurtarabilir mi? Bu sorular elbette fazlasıyla dramatik, hatta 20 sene önce okunsa bilimkurguya özgü sorularmış gibi görünebilirdi.
Bugüne kadar getirdiğimiz binlerce yıllık yazılı tarihimizi, tekno-oligarşinin birkaç satır kodlamayla değiştirebileceği ideolojik tarih anlatısına mı teslim ediyoruz? Bu cümlenin sonuna soru işareti koymak bile bana fazla geliyor, yaptığımız tam olarak bu (veya bize yapılan da tam olarak bu). 2050 yılında doğacak bir çocuğun ulaşabileceği tüm içeriklerin kontrol edilebildiği bir dünyada yaşadığımızı ve buna karşı hiçbir şey yapamadığımızı görmek fazlasıyla acı verici.
Yapay zeka şirketlerinin sınır tanımazlığına ilişkin haberleri görenler birbirlerine aynı trajikomik şakayı yapıyor: Kitaplarınıza sahip çıkın, onları koruyun, saklayın, atmayın. Bizden sonra kitaplarımızın başkalarına kalması, başkalarının onları sahafa bırakması, sahafın da doğal olarak para için onları birilerine satması sürecini hayal etmek kolay. İnsanlık tarihini evlerimizdeki kitaplıklarda koruyabileceğimize dair kara-komik bir umut. Biz neyi nasıl koruyacağız derken, kaybedebileceklerimizin ne olduğunu içten içe hissediyoruz: zihnimiz, yapay olmayan zekamız.
Dünyanın analitik düşünebilen son insanları mıyız?
Fiziksel bir kitabı bize sunulan biçimiyle okumanın beynimize kazandırdığı bir sürü şey var ama bunun bilimsel açıklamasını bir tıp doktorundan okumanız ya da dinlemeniz daha iyi olur (lütfen yapay zekaya sormayın). Dünyanın en romantik şiirini, en yoğun akademik makalesini, en zorlu edebi eserini, en kolay atıştırmalık romanını okurken bile beynimiz analitik bir lunaparka giriyor. Girişi, gelişmesi, sonucu, iyi veya kötü kelime seçimleri hepsini derin okumayla değerlendirmeye başlıyoruz, dünyayı algılama biçimimize göre yargılar üretiyoruz.
Dijital tüketim, özetlerle yetinmek ve yapay zeka çağında ise okumak “F-Pattern” diye adlandırılan, bir nevi al-kaç eylemi. Gözlerimizi veya parmaklarımızı ekranda F şekline benzer hızlı bir hareketle tarayıcı gibi kullanıyoruz, en önemli bilgileri alıp bağlamından koparıyoruz. Dijital olanı tüketirken durup düşünmeye, geri dönmeye, belki seneler önce okuduğumuz veya gördüğümüz şeylerle ilişkilerini tanımlamaya çalışmıyoruz. Bunu artık hepimiz yapıyoruz fakat derin okumanın tamamen kaybolduğu bir dünyada hayatı, toplumu, siyaseti, dinleri veya sanatı bağlamından kopararak mı düşüneceğiz?
Anthropic gibi şirketlerin yaratmayı umduğu yeni dünyada bağlam içinde düşünebilme becerisini tamamen kaybetmiş bir insanlığın hikayesi mi yazılmaya başlayacak? Bugün yalnızca basılı kitaplarımızı kaybetmiyoruz. Hayatı hızlandırmak, bilgiye kısa yoldan ulaşmak, konforlu bir gün geçirebilmek gibi motivasyonlarla fiziksel olandan hızla uzaklaşıyoruz. Kaçarken arkamızda bıraktığımız ise bir daha asla geri gelmeyecek milyonlarca kitapla beraber (şimdilik milyonlarca) yitmeye başlayan organik zekamız, tarihimiz ve hikaye anlatabilme gücümüz. Dünya çoktandır her karışıyla satılabilir, daha vazgeçilebilir bir gezegen. Biz de bu gidişatı değiştirmek için geç kalmaya devam ediyoruz.
“Bana sorarsan,” dedi, “sırf hoşuna gitmiyor diye bir şeyden kaçarsan, bulduğun şeyi de sevmezsin. Bir şeye doğru koşmak, bak o başka; ama sen neye doğru koşmak istiyorsun?” —John Wyndham, Krizalitler, 1955
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.