İlanihaye tabutta röveşata

“Allah’ım neden?” Milli Takım’ın 2026 Dünya Kupası’ndan tek gol atamadan elendiği Paraguay maçının ardından, Arda Güler gökyüzüne bakarak böyle soruyordu. Tek gol atamadan elenmenin hakikaten de ilahi bir gazabı andırması bir yana, sosyal medyada hızla çarmıha gerileceği gerçeği aklına mıh gibi çakılınca bilincinde oluşan çatlaktan İsa Mesih’in “Baba, beni neden terk ettin?” sitemi de yüzeye fışkırmıştı sanki.

Hıristiyan teolojisinde İsa’nın bu isyanının epeyce tartışıldığını tahmin edersiniz. Öyle ya, neticede Tanrı’nın oğlu, kutsal teslisin sac ayağı olan Mesih nasıl olur da bizzat parçası ve uzantısı olduğu varlığa böyle feryat eder? Verilen cevaplar muhtelif. En fazla kabul göreni, İsa’nın o çığlıkla Davud Peygamber’e atfedilen Mezmurlar 22’ye atıfta bulunarak ızdırapla başlayıp zaferle neticelenen bir süreci hatırlatması. Aziz Augustinus gibi namlı ilahiyatçıların görüşü bu yönde. Öte yandan, soyutlama düzeyi biraz daha yüksek bir başka yaklaşım da mevcut: İskenderiyeli Athanasios’un öne sürdüğü ve onun ölümünün ardından Kalkedon Konsili tarafından da kabul edilen fikre göre, İsa hem tamamen Tanrı hem de tamamen insandır (hipostatik birlik). Dolayısıyla çarmıhta acı çeken ve feryat eden İsa’nın insan doğasıyken, ilahi doğası ne zarar görmüş ne de Baba’dan ayrı düşmüştür.

Belki abartılı gelecektir ama modern ulus devletlerin kurulmasıyla beraber Tanrı’nın tahttan indirilip mutlak egemenlik ve kutsallığın artık sadece Millet’e atfedildiğini bildiğimize göre, sanki Word dokümanı üzerinde “tümünü değiştir” fonksiyonu kullanılmışçasına ilgili ifadelerde “tanrı” yerine “milleti” koyarak yeniden düşünürsek, “Tanrı’nın oğlu” ile “Bizim Çocuklar” arasındaki paralellik dikkat çekici değil mi? Ve bu “ulusal ilahiyat” futbolcuların doğası söz konusu olduğunda da sürmüyor mu, tıpkı Hıristiyanlığın İsa’sı gibi Milli Takım’ın da Türk inanç sistemi içerisinde bir “insani” bir de “ulvi” doğaları yok mu? Etik, hatta hukuki alanda ne yaparlarsa yapsınlar (Atakan Karazor’un devam eden cinsel saldırı davasını hatırlayın), siyaseten araçsallaştırılmaya istedikleri kadar gönüllü olsunlar (cuma namazı pozları, bozkurt işaretleri ve hilal bıyıklar, TOGG’lu SİHA’lı videolar) pek çok muhalif birey için dahi bu onların “insan” doğasına atfedilip “kutsal” (milli) doğaları lehine paranteze alınmıyor, Milli Takımı desteklemeye gönülsüz olanlar bu gerekçeyle “heretik” ilan edilmiyor mu?

Gelgelelim benzerlikte bazı soru işaretlerinin de mevcut olduğunu kabul etmek gerek. İncil’e göre çarmıha gerildikten iki gün sonra İsa’nın mezarının boş olduğu görülmüş, her yıl Paskalya olarak kutlanan o pazar günü İsa dirilmişti. Bizim Çocuklar’ın gömüldükleri yerden çıkmasıysa turnuva kuralları gereği kısa vadede mümkün değil. Tanrı’nın inayetiyle dirilen İsa’ya kıyasla Türk milletinin de kendi uzantısı olarak Milli Takım’ın kutsallığını teyit etme niyeti varmış gibi görünmüyor.

Öte yandan sanki yine de bir umut var. Bunun için Arda Güler’in o kısacık isyanına dönmek gerekiyor. “Kutsal” ile “insan” arasındaki keskin ayrımı “oğulun” bedenine değil de bu kez onun ağzından çıkan iki sözcüğe uygularsak görüntü epey net gibi: “Allah’ım” ve “Neden?”

Osmanlı-Türk modernleşmesi üzerine yazdığı klasikleşmiş çalışması olan Türkiye’de Çağdaşlaşma‘da Niyazi Berkes’in oldukça sade bir tezi vardır: Bu ülkenin bütün ilerleme hikayesi “çağın gereklilikleri doğrultusundaki reformlar” ile “din kisvesine bürünmüş gelenekler” arasındaki çatışmadan ibarettir. Bu bağlamda yürümeyen işleri Allah’a bağlamak ile “neden” diye sorup çağdaş yanıtını aramak, birbirine tamamen zıt yollara götürür. İncelemesinde büyük ölçüde söz konusu çatışmanın siyasal/kurumsal sistemdeki tezahürlerine yoğunlaşan Niyazi Berkes, bu tekdüze anlatıdan yalnızca bir sosyolojik olgudan bahsederken sapar: Abdülhamit’in istibdat döneminde siyasal çağrışımları olabilecek tüm yayınlar yasaklıyken padişahın da bizzat meraklısı olduğu polisiye türünde bir okuma patlaması yaşanmıştır. Görünürde “apolitik” olan bu olgunun ideolojik etkisiyse muazzam olur: Osmanlı halkı görünürde doğaüstü olan birçok olayın aslında rasyonel açıklamaları olabileceğini polisiye türünden öğrenmiştir. Böylece “neden” sorusunu sorarak akla ve bilime uygun yanıtlar bulunabileceği bilgisi, Osmanlı aydınlanmasında siyasi yayınlara nazaran çok daha etkili olmuştur.

Dolayısıyla evet, Milli Takım için hâlâ umut var. “Neden?” diye haykırdığı çarmıhtan indirilip gömüldüğü yerde diriltilmeyi bekleyen Bizim Çocuklar, kendilerine doğaüstü görünen bu hezimetin rasyonel açıklamaları olduğunu öğrenebilirse, Tanrı’nın tahttan indirilip “Her şeyi kendimizden bekleriz” şiarının yükseldiği bir dönemde yaşadıklarının idrakine varabilirse, belki o mezardan kendi elleriyle çıkabilirler. Fetih-dua-kibir üçgeninin yerine planlama, fizik, pratik ve oyun zekasını koyabilirlerse. Aksi takdirde, er kişi niyetine, el Fatiha. İlanihaye tabutta röveşata.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.

Muhabbetimiz daim olsun...

Related Posts
daha fazla

Biz başladı demeden bitti

Matias Galarza’nın henüz ikinci dakikada gelen golü, bizi nasıl bir maçın beklediğini gösteriyordu. Türkiye için turnuvanın hikayesi, top…
daha fazla

Gülerek direnmek

Bu ülkede bazı insanlar yalnızca hayatını yaşamaz. Bir iz bırakır, bir hat çizer. Sırrı Süreyya Önder de çizdiği…
Total
0
Share

vesaire sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin