Berlin’de bir sahne kuruldu, ışıklar yandı, ödüller verildi. Türkiye’den iki film, dünyanın en görünür festivallerinin birinden en üst düzey ödüllerle döndü. Emin Alper, Kurtuluş filmiyle Gümüş Ayı Jüri Büyük Ödülü’nü aldı. İlker Çatak da Sarı Zarflar filmiyle Altın Ayı’ya uzandı.
Bu başarıyı küçümsemek kolay değil. Türkiye sineması daralan alanlarda, artan baskı ortamında, fon tartışmaları ve sansür girişimleri eşliğinde üretim yapıyor. Bu ödüller estetik bir ciddiyetin, kolektif emeğin ve inatçı bir üretim ısrarının sonucu. Emeği geçenleri tebrik etmek gerekir.
Ama Berlin’de konuşulan şey yalnızca ödüller değildi. Sahnede söylenenler de gündemdeydi. Emin Alper konuşmasında Filistin’i andı, Rojava’yı andı. Gezi mahpuslarını, Selahattin Demirtaş’ı, tutuklu belediye başkanlarını andı. “Yalnız değilsiniz,” dedi.
Bu cümleler Türkiye’de güçlü bir karşılık buldu. Alkışlandı. Paylaşıldı. Sahiplenildi. Fakat burada durup sormamız gereken bir şey var: Bu cümleler hangi sahnede kuruldu? Berlinale son yıllarda ciddi bir politik tartışmanın merkezinde. Filistin meselesindeki pozisyonu, antisemitizm tartışmaları, boykot çağrıları ve sponsor ilişkileri nedeniyle eleştiriliyor.
Özellikle Gazze’deki soykırımın ardından festivalin açık bir meşruiyet krizi yaşadığı ortada. O halde şu soru da meşru: Boykot çağrılarının sürdüğü, Filistin konusunda çifte standartla suçlanan bir festivalde ödül almak ve konuşmak ne anlama gelir? Bir sistemin içinden konuşmak o sistemi meşrulaştırmaz mı? Yoksa, tam tersine, sistemin içinde bir çatlak da açabilir mi?
Bu sorular rahatsız edici olabilir. Ama siyasetin kendisi de rahatsız edicidir. Çünkü mesele yalnızca temsilden ve söylemden ibaret değildir. Mesele, temsil ile maddi mücadele arasındaki mesafedir. Bir ödül töreninde Filistin’i anmak önemlidir. Ama Gazze’de bombaları durdurmaz. Rojava’yı anmak değerlidir. Ama askeri kuşatmayı sona erdirmez. Gezi mahpuslarını anmak anlamlıdır. Ama hücre kapılarını açmaz. O halde bu konuşmaların değeri nedir?
Belki de mesele “hemen sonuç almak” değildir. Belki de mesele, sessizliğin içinden bazı isimleri geçirmek, unutulmak isteneni yeniden dolaşıma sokmaktır. Ama şunu da görmek zorundayız: Kültür endüstrisi eleştiriyi de ticarileştirme konusunda mahirdir. Kriz yaşadığında muhalif sesi sahneye davet eder. En radikal cümle alkışın estetiğine dönüşebilir. Ertesi gün festival programı kaldığı yerden devam eder, kasa yine kazanır.
Eğer politik jest sistemin konforunu bozmazsa, eğer temsil maddi mücadeleyle buluşmazsa, eğer alkış örgütlenmeye dönüşmezse o zaman sahne bir vitrinden ibaret kalır. Ama sahnede kurulan cümleler orada burada etkili bir tartışma başlatıyorsa, boykot meselesini, temsil siyasetini, sanatın sınırlarını konuşmamıza neden oluyorsa o zaman sahne de tamamen boş değildir.
Bu yazı, ne ödülü küçümsemek için yazıldı ne de konuşmayı kutsamak için. Emin Alper’i ve İlker Çatak’ı tebrik ediyorum. Bu ödüller, Türkiye sinemasının estetik gücüne dair kimi şeyler söylüyor. Ama şu sorudan kaçınmamız da mümkün değil: Sanatın ahlaki jesti ile siyasetin maddi mücadelesi arasındaki mesafeyi nasıl kapatacağız?
Sahne güçlüdür, mikrofon etkilidir. Ama hayat sahneden ibaret değildir. “Yalnız değilsiniz” demek pekâlâ bir başlangıçtır. Peki, biz bu yalnızlığı gerçekten ortadan kaldırmak için ne yapacağız? Berlinale sahnesinde söylenenler burada dayanışmaya, örgütlülüğe, somut mücadeleye temas ederse o zaman belki bir çatlak açılmış demektir. Yok, eğer söylenenler birer alkış anısına dönüşürse, sistem kendini yeniden üretmeyi sürdürecektir. Bunca şeye rağmen asıl mesele hâlâ önümüzde duruyor: Sahne kime ait olacak?
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.