Bir tarihçinin ölümünün ardından yazmak çoğu zaman zordur. Çünkü ölüm toplumların eleştiri refleksini geçici olarak askıya aldığı bir eşiktir. İnsanlar merhuma saygı gösterir, hatıralarını paylaşılır, türlü başarıları bir bir sıralanır. Ama bazen ölüm aynı zamanda başka bir sorunun kapısını da aralar: Tarih kimin tarafından, kimin için yazılır?
Ölümünün ardından günlerdir birçok kişi İlber Ortaylı hakkında konuşuyor. Kimileri onu büyük bir tarihçi, kimileri zalimin yanında saf tutmuş popüler bir figür, kimileri de Türkiye’de resmi tarih anlayışının en görünür temsilcilerinden biri olarak hatırlıyor. Şunu teslim etmek gerekir: Ortaylı, kişisel ve akademik tercihleriyle Türkiye’de tarih bilgisini geniş kitlelere ulaştırmayı deneyen isimlerden biriydi. Popüler tarihe yönelerek akademi ile toplum arasında kendince bir anlatı köprüsü kurdu. Konferansları, televizyon programları ve kitaplarıyla tarih konuşmayı popüler hale getirdi.
Ama tarih bilgiden, malumatfuruşluktan ibaret değildir. Tarih aynı zamanda bir bakış açısıdır. Her tarih anlatısı kendine bir merkez seçer. Kimi tarihçiler sarayları anlatır, kimileri devlet adamlarını. Kimi tarihçiler de fabrikaları, köyleri ve isyanları. Bu fark yalnızca akademik değil aynı zamanda ideolojik bir tercihtir. Türkiye’de tarihyazımı uzun yıllardır büyük ölçüde devlet merkezli bir perspektifin etkisi altında varlığını sürdürüyor. İmparatorlukların sürekliliğini, bürokratik kurumların gücünü ve devlet aklının tarihsel rolünü merkeze alan bu yaklaşım, meşruiyet kazanmakta elbette güçlük çekmedi.
İlber Ortaylı da büyük ölçüde bu geleneğin içinden konuşuyordu. Onun tarih anlatısında, devlet merkezi bir aktördü. Kurumlar, imparatorluk mirası ve bürokratik süreklilik değişmez referans noktalarıydı. Bu yaklaşım birçoklarına “güçlü” bir tarih perspektifi sundu. Ama başka soruları da görünmez kıldı.
Türkiye’nin tarihine yalnızca sarayların ve devlet kurumlarının penceresinden bakıldığında bazı hikayeler görünmez hale gelir. Köylü isyanları, işçi hareketleri sessizleşir. Zulme uğramış halkların hafızası sessizleşir. Tarih yalnızca devletlerin hikayesi değildir. Tarih sınıf mücadelelerinin, çatışmaların ve bastırılmış hayatların hikayesidir.
Bir toplum yalnızca yönetenlerin geçmişiyle değil, yönetilenlerin deneyimleriyle de şekillenir. Bu yüzden tarihyazımı her zaman bir mücadele alanı olmuştur. Bir tarihçi devletlerin sürekliliğini anlatır. Bir başkası o sürekliliğin içinde kaybolan hayatları. Bir tarihçi kurumların tarihini yazar. Bir başkası sınıfların tarihini hatırlatır.
Her tarih anlatısı aslında şu soruya verilmiş bir cevaptır: Esasen kimin hikayesi önemlidir? Türkiye’de uzun süre boyunca bu soru çoğunlukla devlet lehine yanıtlandı. Bu yüzden tarih anlatısında saraylar hep geniş yer kapladı, ama fabrikalar daha az konuşuldu. Bürokrasi anlatıldı, ama sınıf mücadeleleri daha az görünür oldu. Belki de bugün yapılması gereken şey bir tarihçiyi yüceltmek ya da mahkum etmek değildir. Asıl mesele şu soruyu yeniden sormaktır: Türkiye’de neden hâlâ halkın tarihi bu kadar az anlatılıyor? Neden tarih kitapları çoğu zaman devletlerin hikayesini yazıyor? Sınıf mücadeleleri, toplumsal hareketler tarih anlatısının neden kenarında kıyısında kalıyor?
Bu sorular yalnızca akademik değildir, çünkü tarih geçmişten ibaret değildir. Tarih bugünün nasıl kurulduğunu ve geleceğin nasıl hayal edildiğini de belirler. Bir toplum geçmişini nasıl anlıyor ve anlatıyorsa, kendisini de öyle inşa eder. Belki de bu yüzden tarih hiçbir zaman tarafsız değildir. Bu yüzden şunu hep hatırlamak gerekir: Tarihçiler de pekâlâ taraf tutar.
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire’nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire’yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
çok az kişinin görebildiği boşluk/kusurdan bakmışsınız Ortaylı meselesinde, bir pencere daha açtınız onu değerlendirirken bana.